
“Silistre” dendiğinde birçok kişi tek bir şeyi sanıyor ama aslında iki ayrı anlam var: Birincisi, bugün Bulgaristan’da Tuna kıyısında yer alan tarihî şehir Silistre/Silistra. İkincisi ise denizcilikte kullanılan, tiz ve uzaktan duyulan el düdüğü (Türkçe denizcilik terimi olarak “silistre” veya “silistre düdüğü”). Bu iki anlam birbirine etimolojik olarak bağlı olmak zorunda değil; çoğu karışıklık da buradan çıkıyor. Şehir adı için TDV İslâm Ansiklopedisi, Türkçe “Silistre” adının eski Bulgarca Drǎstǎr kökeninden gelip Latince Durostorum çizgisine uzandığını açıkça yazar.
Düdük tarafında ise hem Kubbealtı Lugatı hem de Deniz Ticaret Odası’nın denizcilik terimleri listesi “silistre”yi gemide haberleşme/komuta için kullanılan tiz sesli düdük olarak tanımlar. Bu yazıda Silistre’nin (şehir) tarihini ve kültürel izlerini; “Silistre düdüğü”nün (düdük) ne olduğunu, ne işe yaradığını ve neden böyle anıldığını; kaynaklara dayanarak netleştiriyoruz.
Silistre nedir?
Silistre, günümüzde Bulgaristan-Romanya sınır hattına yakın, Tuna’nın sağ kıyısında yer alan tarihî bir şehirdir; bugün Bulgarca adıyla Silistra olarak anılır. Şehrin adı, kaynaklarda yer yer eski adlarıyla da geçer: TDV İslâm Ansiklopedisi; eski Bulgarca Drǎstǎr adının Latince Durostorum biçiminden evrildiğini ve Durostorum’un daha eski (Dak-Trak) bir “muhkem yer” anlamına bağlanabileceğini belirtir.

Silistra’nın bulunduğu bölgeyi gösteren konum haritası
Silistre’nin tarihine hızlı ama sağlam bir bakış
Silistre’nin hikâyesi, Tuna boyunun “kale-şehir” mantığıyla okunmalı. TDV kaydına göre Roma döneminde burada XI. Claudia lejyonunun yerleştiği, Marcus Aurelius döneminde “municipium” statüsü aldığı ve Diocletianus zamanında Scythia Minor’un merkezi olduğu belirtilir. Aynı kaynak, kentin kuzeyden gelen akınlar nedeniyle defalarca el değiştirdiğini; Bizans-Bulgar ortaçağında önemli bir merkez olduğunu; Osmanlı döneminde ise uzun süre Türk-İslâm unsurlarının baskın olduğu bir şehir hüviyeti kazandığını vurgular.
Osmanlı dönemine gelince TDV, Silistre’nin 1388’de Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunca ele geçirildiğini ve bu yıllarda şehrin sağlam surları ve zenginliğiyle öne çıktığına dair rivayeti aktarır. 1462’de Vlad Tepeş’in (Kazıklı Voyvoda) baskını sırasında şehirde büyük bir tahribat ve katliam yaşandığı; aynı yıl Fatih Sultan Mehmed’in Silistre’yi üs olarak kullanıp Eflak seferine çıktığı da aynı maddede yer alır.

Silistre’nin “sınır yönetimi” kimliği çok güçlüdür: Orhan Kılıç’ın hakemli dergide yayımlanan çalışması, Özi/Silistre Eyaleti’nin 17. yüzyıl başından 19. yüzyıl son çeyreğine kadar siyasi hareketliliği yüksek bir hudut eyaleti olduğunu; kuruluş gerekçelerinden birinin Rusya ve bölgesel güçlerle daha etkin mücadele etmek olduğunu anlatır. Aynı makale, Özi’nin 1792’de Osmanlı hâkimiyetinden çıkmasından sonra eyaletin Silistre Eyaleti adıyla 1878’e kadar varlığını sürdürdüğünü belirtir.

Silistra, Bulgaristan
Antlaşmalar, kuşatmalar ve “Silistre”nin dönüm noktaları
Silistre’yi Balkan tarihinin kritik kavşaklarına bağlayan üç büyük eşik var: Rus savaşları, Balkan antlaşmaları, nüfus ve sınır değişimleri.
Kırım Savaşı bağlamında Silistre, özellikle 1854 kuşatmasıyla öne çıkar. Hasip Saygılı’nın (FSMVÜ) kitap değerlendirmesi, Silistre kalesinin önce yaklaşık 8 bin kişilik (Türk, Arnavut, Arap birlikleri) bir kuvvetle savunulduğunu; 1854 Mayısında 90 binin üzerinde Rus kuvveti tarafından kuşatıldığını; takviyelerle garnizonun 15 bine yaklaştığını ve Haziran’daki başarılı huruçlarla kuşatma kuvvetinin çözülüp çekildiğini aktarır. Aynı değerlendirme, kuşatmanın çözülmesinden sonra savaş ağırlık merkezinin Kırım’a kaydığını da not eder.
Daha sonra Silistre’nin “hangi devlette kaldığı” sorusu, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki antlaşmalarla şekillenir. Danube Urban Brand (DANUrB+) atlasındaki “Silistra” vaka çalışması; kentin 1877–1878 Rus-Türk Savaşı sonrasında modern Bulgar devletinin sınırlarına dahil edildiğini, ancak yalnızca 25 yıl Bulgaristan’da kaldığını; Bükreş (1913) ve Neuilly (1919) antlaşmalarını izleyerek Güney Dobruca ile birlikte Romanya’ya geçtiğini ve 1940’a kadar Romanya’da kaldığını açıkça yazar. Aynı belge, Craiova Antlaşması ile Silistra’nın Bulgaristan’a geri döndüğünü de belirtir.
| Tarih | Açıklama |
|---|---|
| 1388 | Osmanlılar Silistre’yi ele geçirdi (Çandarlı Ali Paşa) |
| 1462 | Vlad Tepeş baskını; aynı yıl Fatih’in Eflak seferinde üs olarak kullanımı |
| 1593 | Silistre’nin Rumeli’den ayrılıp eyaletleşme sürecinin hızlanması (genel idari dönüşüm dönemi) |
| 1854 | Kırım Savaşı’nda Silistre Müdafaası (kuşatma kırılır) |
| 1877-1878 | Russo-Turkish War sonrası modern Bulgar devleti sınırına dahil edilir |
| 1913-1919 | Bükreş ve Neuilly sonrası Silistra/Güney Dobruca Romanya’ya geçer |
| 1940 | Craiova Antlaşması ile Silistra Bulgaristan’a döner |
Silistre düdüğü nedir?
Şimdi asıl kafa karıştıran kısım: Silistre düdüğü, şehirle ilgili bir “hatıra objesi” olmak zorunda değil. Denizcilikte “silistre” kelimesi, gemide işaretleşme ve komut iletimi için kullanılan özel bir el düdüğüdür. İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın denizcilik terimleri listesi, silistreyi “yelkenle gemiler zamanında gemi içinde uzak noktalar arasında işaretleşmek için kullanılan tiz ötüşlü el düdüğü” diye tanımlar. Kubbealtı Lugatı da “silistre”yi gemicilikte haberleşme ve kumanda vermede kullanılan tiz sesli düdük olarak açıklar; ayrıca kelime kökeni için “(Yun.)” notunu düşer (bu not, sözcüğün Türkçeye Yunanca üzerinden geçmiş olabileceğini ima eder; ancak şehir adıyla aynı kökten geldiği anlamına gelmez).
Bu düdük, İngilizce literatürdeki boatswain’s call / bosun’s whistle ile aynı ailede düşünülür. Royal Museums Greenwich, boatswain’s call’un yüzyıllardır hem “görev sembolü” hem de pratik emir iletim aracı olarak kullanıldığını; şeklinin ortaçağdan beri değişmeden kaldığını; tiz sesinin rüzgâr ve deniz sesinin üzerine çıkabildiğini anlatır. Kanada Savaş Müzesi de farklı notaların; üfleme gücü ve küre üzerindeki “buoy” deliğinden kaçan havanın parmaklarla kontrol edilmesiyle üretilebildiğini açıklar.

Boatswain’s call (silistre düdüğü) örneği
“Silistre düdüğü” ifadesi neden belirsizleşiyor?
Çünkü günlük Türkçede “Silistre” çoğu kişiye önce şehri çağrıştırırken, denizcilikte aynı kelime düdüğün adı olarak yaşıyor. Yani biri size “Silistre düdüğü” dediğinde, bağlam yoksa iki anlam yarışıyor.
| “Silistre düdüğü” olası anlamı | Kısa tanım | Bağlam / kullanım | Kanıt gücü |
| Denizcilik düdüğü (boatswain’s call) | Gemide işaretleşme, komut ve tören/selam amaçlı tiz el düdüğü | Donanma/gemi güvertesi gelenekleri, denizcilik terminolojisi | Güçlü: Deniz Ticaret Odası + Kubbealtı + müze açıklamaları |
| “Silistre (şehir) ile ilgili bir motif/hatıra” | Şehre atfedilen, yerel anlatılarda geçen sembolik “düdük” fikri | Halk anlatısı/yerel hikâye | Zayıf/Belirsiz: Kamuya açık, güvenilir kaynaklarda standart bir tanım yok (enerjik ama kanıtsız iddialara dikkat) |
| “Folk çalgısı” (şehirle ilişkili bir üflemeli) | Silistre yöresine özgü bir çalgı olduğu iddiası | Folklor tartışmaları | Belirsiz: Bu adla standart bir halk çalgısı tanımına güvenilir referans bulunmuyor; yanlış eşleştirme olasılığı yüksek |
Kültür ve folklorda Silistre: Namık Kemal ve “Vatan Yahut Silistre”

Namık Kemal portresi
Silistre’nin Türkiye’de “zihinsel harita”ya kazınmasının en güçlü nedeni, Namık Kemal’in oyunu Vatan Yahut Silistre’dir. TRT Dinle’deki radyo tiyatrosu sayfası, hikâyeyi Silistre kalesinin savunması etrafında özetler: İslam Bey cepheye gider; Zekiye de kılık değiştirip onun ardından cepheye katılır.
Bu eser, sadece edebiyat metni değil, döneminde toplumsal etki yaratan bir olaydır: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları sayfası, oyunun 1 Nisan 1873’te sahnelendiğinde büyük coşku yarattığını; bunun sonucunda Namık Kemal’in gazetesi İbret’in kapatıldığını ve Namık Kemal’in Magosa’ya sürgün edildiğini belirtir. Anadolu Ajansı da Namık Kemal’i “vatan şairi” olarak anan yazısında onun hayatına ve etkisine dair genel çerçeveyi sunar.
Bahriyeli.org - Denizlerin Bilgi Feneri
YAZAR PROFİLİNİ GÖR




