- 1. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Hakkında Hızlı Bilgiler
- 2. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Kökeni ve İlk Yılları
- 3. “Cezayirli” Lakabı Nereden Geliyor?
- 4. Osmanlı Donanmasında Hızlı Yükselişi
- 5. Çeşme Deniz Muharebesi’nde Cezayirli Hasan Paşa Ne Yaptı?
- 5.1. Birinci aşama: Koyun Adaları’nda yakın muharebe
- 5.2. İkinci aşama: Çeşme Limanı’ndaki felaket
- 6. Limni Savunması ve “Gazi” Unvanı
- 7. Çeşme’den Sonra Donanmayı Yeniden Kurma Çabası
- 8. Deniz Harp Okulu’nun Temelleri ve Hasan Paşa
- 9. Suriye ve Mora Seferleri
- 10. 1786 Mısır Seferi
- 11. Karadeniz Cephesi, Özi ve Yılan Adası
- 12. Sadrazamlığı Neden Bu Kadar Kısa Sürdü?
- 13. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Gerçekten Aslanıyla mı Geziyordu?
- 14. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Amerika’yı Vergiye mi Bağladı?
- 15. Hayır Eserleri ve Kalyoncu Kışlası
- 16. Cezayirli Gazi Hasan Paşa Nasıl Öldü?
- 17. Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Denizcilik Tarihindeki Önemi
- 18. Sıkça Sorulan Sorular
Onun hayatı, “aslanıyla gezen paşa” hikâyesinden çok daha fazlasıdır. Cezayirli Gazi Hasan Paşa; savaş meydanındaki cesareti, kriz sonrasında donanmayı yeniden kurma çabası, merkezî otoriteyi güçlendiren seferleri ve sertliği nedeniyle tartışılan yönetim tarzıyla bir geçiş döneminin güçlü aktörüdür.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Hakkında Hızlı Bilgiler

Hasan Paşa’nın hayatına ilişkin başlıca tarihler. Doğum yılı kesin değildir; 1713–1715 aralığı ve özellikle 1715 yaygın biçimde kullanılır.
- Adı: Hasan Paşa
- Yaygın lakapları: Cezayirli, Palabıyık, Gazi
- Doğumu: Kesin değil; 1713–1715 civarı
- Kökeni: Kaynaklarda Kafkasya bağlantılı olduğu tahmin edilir
- Osmanlı donanmasına girişi: Nisan 1761, kalyon kaptanı
- Öne çıktığı olay: 1770 Koyun Adaları–Çeşme harekâtı ve Limni savunması
- Başlıca görevleri: Kaptan-ı deryâ, Boğaz seraskeri, Anadolu valisi, sadrazam ve serdâr-ı ekrem
- Sadrazamlığa tayini: 3 Aralık 1789
- Vefatı: 30 Mart 1790, Şumnu
- Defin yeri: Şumnu’da yaptırdığı Bektaşî tekkesi
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Kökeni ve İlk Yılları
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın doğum yeri ve çocukluğu kesin belgelerle aydınlatılmış değildir. Deniz Kuvvetleri yayınlarında ve popüler biyografilerde 1715 tarihi öne çıkarken bazı çalışmalarda 1713 veya 1714 ihtimali de görülür. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun aslen Kafkasyalı olduğunun tahmin edildiğini ve küçük yaşta İran sınırında esir alınarak Tekirdağlı tüccar Hacı Osman Ağa’ya satıldığını aktarır.
Bu anlatıya göre Hasan, Tekirdağ’da tüccarın çocuklarıyla birlikte yetişti; daha sonra âzat edildi ve eski efendisinin kızıyla evlendi. 1738’de devam eden Osmanlı-Rus-Avusturya savaşı sırasında Yeniçeri Ocağı’na kaydoldu. Belgrad kuşatmasındaki gayret ve cesareti, askerî kariyerinin ilk dikkat çeken aşaması oldu.
Buradaki önemli nokta şudur: Hasan Paşa’nın sonraki dönemine ait görev ve sefer kayıtları daha sağlamken çocukluğu hakkındaki bilgiler biyografik rivayetlere daha fazla dayanır. Bu nedenle doğum yerini veya etnik kimliğini tek bir kesin hükümle vermek doğru değildir.
“Cezayirli” Lakabı Nereden Geliyor?
Hasan Paşa’nın “Cezayirli” diye anılması, doğum yerinden çok kariyerinin Cezayir ayağıyla ilgilidir. Rivayete göre Cezayir’e giderken içinde bulunduğu gemiyi yabancı bir gemiye rampa etmiş ve ele geçirilen gemiyle Cezayir’e ulaşmıştır. Cesareti Cezayir dayısının dikkatini çekmiş; kendisine gemi, kahvehane işletme hakkı ve ardından Tilimsân sancak beyliği verilmiştir.
Ancak Cezayir’de artan rakipleri yüzünden burada kalıcı olamadı. İspanya ve Napoli üzerinden İstanbul’a döndü. Tilimsân hazinesinden para aldığı yönündeki suçlama nedeniyle bir süre tutuklanıp malları müsadere edilse de suçlamanın iftira olduğunun anlaşılması üzerine serbest bırakıldı.
Bu dönem, onun denizcilik tecrübesinin yalnız İstanbul merkezli olmadığını gösterir. Kuzey Afrika’daki denizcilik kültürü, korsanlık–özel savaş geleneği ve Akdeniz’de yakın muharebe pratiği, ileride sergileyeceği cesur komutanlık tarzını etkilemiş olmalıdır.
Osmanlı Donanmasında Hızlı Yükselişi
Hasan Paşa, Nisan 1761’de kalyon kaptanı olarak Osmanlı donanmasına girdi. Ardından kısa aralıklarla yükseldi:
- 1762’de riyâle,
- 1766’da patrona,
- 1767’de kapudâne
rütbesine ulaştı.
Bu rütbeler, dönemin donanmasındaki üst komuta kademesini ifade ediyordu. Kaptan-ı deryâdan sonra gelen başlıca amirallik seviyelerine yükselmesi, onun yalnız kişisel cesaretle değil, gemi ve filo idaresindeki becerisiyle de öne çıktığını gösterir.
1768’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı, Hasan Paşa’nın kariyerini belirleyen büyük sınav oldu. Rus filosu Baltık’tan Akdeniz’e indiğinde Osmanlı donanması yalnız gemi sayısı bakımından değil; eğitim, komuta, topçuluk ve müşterek hareket kabiliyeti açısından da ciddi bir sınavla karşı karşıyaydı.
Çeşme Deniz Muharebesi’nde Cezayirli Hasan Paşa Ne Yaptı?
1770’teki olaylar çoğu popüler anlatıda tek sahneye indirgenir: Hasan Paşa’nın yanan gemisini Rus amiral gemisine yanaştırdığı ve büyük bir kahramanlık gösterdiği söylenir. Oysa tarihî akışı anlamak için Koyun Adaları yakınındaki gemi çarpışması ile Çeşme Limanı’ndaki genel filo felaketini birbirinden ayırmak gerekir.

Şema ölçekli değildir. Hasan Paşa’nın yakın muharebesi ile Osmanlı filosunun daha sonra Çeşme Limanı’nda ateş gemileriyle imha edilmesi ayrı olaylar olarak gösterilmiştir.
Birinci aşama: Koyun Adaları’nda yakın muharebe
Hasan Paşa’nın komuta ettiği Osmanlı kalyonu ile Rus Amirali Spiridov’un gemisi şiddetli çarpışmada birbirine tutundu. Gemilerde çıkan yangın iki taraf için de ölümcül hâle geldi. Her iki kalyon kullanılamaz duruma gelirken Hasan Paşa yaralandı, denize atladı ve bir kayıkla kurtarıldı.
Bu sahne, onun şahsî cesaretini gösterir. Fakat “Hasan Paşa tek başına Rus filosunu yaktı” veya “Osmanlı amiral gemisini planlı olarak ateş gemisine çevirdi” gibi ifadeler kaynakların ortaklaştığı kesin anlatımın ötesine geçer.
İkinci aşama: Çeşme Limanı’ndaki felaket
İlk çarpışmalardan sonra Osmanlı filosu manevra alanı sınırlı Çeşme Limanı’na girdi. Rus donanması 6–7 Temmuz 1770 gecesi ateş gemilerini kullandı. Birbirine yakın duran Osmanlı gemileri arasında yangın hızla yayıldı ve donanmanın büyük bölümü imha edildi.
Hasan Paşa, Çeşme’den sonra Çanakkale Boğazı’na giderek durumu hükümete bildirdi. Felaketin tamamından sorumlu tutulmak yerine kendi gemisindeki mücadelesi ve sonraki faaliyetleri nedeniyle yükselmeye devam etti.
Limni Savunması ve “Gazi” Unvanı
Çeşme zaferinin ardından Rus kuvvetleri Limni Adası’na yöneldi ve kaleyi baskı altına aldı. Osmanlı tarafında yeterli kuvvetin hızla toplanamamasına rağmen Hasan Paşa, gönüllülerden oluşan bir grupla adaya geçti. Kuşatılmakta olan kalenin savunmasını güçlendirdi ve Rus kuvvetlerini geri çekilmeye zorladı.
Bu başarı, Çeşme’de yıkılan moralin ardından stratejik ve psikolojik bakımdan çok değerliydi. Hasan Paşa’ya 1770 Kasımında “Gazi” unvanı verildi; vezirlik rütbesiyle kaptan-ı deryâlığa getirildi ve Boğaz seraskerliği de kendisine bırakıldı.
Dolayısıyla “Gazi” unvanının temelinde yalnız Çeşme’deki yakın muharebe değil, özellikle Limni’nin savunulması bulunur.
Çeşme’den Sonra Donanmayı Yeniden Kurma Çabası
Çeşme, Osmanlı donanmasının gemi kaybetmesinden öte bir sistem krizini ortaya çıkardı. Eğitimli personel eksikliği, komuta zincirindeki sorunlar, topçuluk ve manevra eğitiminin yetersizliği ile tersane düzeni birlikte ele alınmalıydı.
Hasan Paşa’nın kaptan-ı deryâ olarak önündeki ilk büyük görev, yok denecek kadar zayıflayan donanmayı yeniden teşkil etmekti. Yeni gemilerin inşası, Tersane-i Âmire’nin canlandırılması ve kalyoncu neferlerinin disiplin altına alınması için çalıştı. Kasımpaşa’da yaptırdığı Kalyoncu Kışlası, deniz personelinin barınma ve inzibat sorununu çözmeye yönelik kurumsal bir adımdı.
Bu faaliyetler Hasan Paşa’nın önemini açıklar: Onu yalnız “çok cesur bir kalyon kaptanı” olarak görmek eksik kalır. Asıl kalıcı mirası, ağır bir yenilgiden sonra teşkilatı ayağa kaldırmaya çalışmasıdır.
Deniz Harp Okulu’nun Temelleri ve Hasan Paşa
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın adı, Türkiye’de modern deniz eğitiminin başlangıcıyla birlikte anılır. Ancak kuruluş süreci tek bir tarihe indirgenmemelidir. Deniz Harp Okulu’nun resmî tarihçesi, birbirini izleyen aşamalar verir.

Deniz eğitiminin kurumsallaşması: 1773’te kalyonda başlayan kurs, 1776’da karadaki Hendesehane ve 1784’te yeni binasında faaliyete başlayan Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun.
1773’te Kasımpaşa’daki bir kalyonda düzlem geometri ve seyir dersleri verilen bir kurs açıldı. III. Mustafa’nın iradesiyle Baron de Tott görevlendirilmiş, çalışma Hasan Paşa’nın kaptan-ı deryâlığı döneminde yürütülmüştü.
Şubat 1776’da Baron de Tott’un tavsiyesi ve Hasan Paşa’nın gayretleriyle Tersane-i Âmire’nin “Darağacı” denilen bölümünde karada bir Hendesehane kuruldu. 1782–1783 yıllarında yeni bir bina yapıldı; okul 22 Ekim 1784’te Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun adıyla burada faaliyete başladı.
Bu kronoloji, “okul 1773’te mi, 1776’da mı, 1784’te mi kuruldu?” sorusunun neden farklı cevaplandığını açıklar. Tarihler birbirini dışlamaz; kurs, karadaki okul ve yeni kurumsal bina şeklinde gelişen aşamaları temsil eder. Hasan Paşa’nın rolü, bu sürece siyasî ve idarî destek sağlamasıdır.
Suriye ve Mora Seferleri
Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra yeniden kaptan-ı deryâlığa getirilen Hasan Paşa, yaklaşık on beş yıl boyunca bu makamda etkili oldu. I. Abdülhamid’in güvenini kazanması, onu yalnız deniz kuvvetlerinin başı değil, devlet yönetiminde de güçlü bir aktör hâline getirdi.
1770’lerin ortasında Suriye’de merkezî otoriteye meydan okuyan Zâhir el-Ömer’e karşı görevlendirildi. Akka ve çevresindeki harekât, Osmanlı merkezinin Doğu Akdeniz kıyılarındaki hâkimiyetini yeniden kurma çabasının parçasıydı.
1779’da Mora’daki Arnavut birliklerinin yarattığı karışıklığı bastırdı. Aynı yıl Mora’nın kendisine muhassıllık olarak verilmesi, askerî başarının idarî yetkiyle ödüllendirildiğini gösterir.
Bu görevler, Hasan Paşa’nın donanmayı bir ulaşım ve ateş gücü aracı olarak kullanmanın yanında karadaki askerî harekâtları da yönetebildiğini ortaya koyar.
1786 Mısır Seferi
- yüzyılın sonlarına doğru Mısır’da Murad Bey ve İbrâhim Bey’in güç kazanması, Osmanlı merkezî otoritesini zorlayan büyük bir meseleydi. Hasan Paşa, duruma müdahale etmek üzere 7 Mayıs 1786’da donanmayla İstanbul’dan ayrıldı ve 7 Temmuz’da İskenderiye’ye ulaştı.
Karadan gelmesi beklenen kuvvetleri beklemeden harekete geçti. Reşid ve Rahmaniye çevresindeki mücadelelerden sonra 7 Ağustos 1786’da Bulak’a ulaştı; ertesi gün Kahire’ye girdi. Murad ve İbrâhim beyleri birkaç kez mağlup etti, vergi ve idare düzenini merkez lehine yeniden kurmaya çalıştı.
Ancak 1787’de Rusya ile başlayan ve Avusturya’nın da katıldığı yeni savaş, Mısır meselesinin kesin biçimde çözülmesini engelledi. Hasan Paşa İstanbul’a çağrıldı ve asi beylerle geçici bir uzlaşma yoluna gidildi.
Mısır seferi, onun denizden kuvvet aktarımı, nehir ulaştırması, kara harekâtı ve idarî düzenlemeyi bir arada yürüttüğü en kapsamlı görevlerinden biridir.
Karadeniz Cephesi, Özi ve Yılan Adası
1787–1792 Osmanlı-Rus Savaşı başladığında Hasan Paşa bu kez Karadeniz cephesinde görevlendirildi. Özi Kalesi’ne yardım girişimleri istenen sonucu vermedi; donanma ciddi kayıplar yaşadı. Buna karşılık Ağustos 1788’deki Yılan Adası Muharebesi’nde Rus donanmasına karşı başarı elde etti.
Özi’nin düşmesi hem Osmanlı yönetiminde büyük üzüntü yarattı hem de Hasan Paşa’nın itibarını sarstı. III. Selim tahta çıktıktan sonra 20 Nisan 1789’da onu kaptan-ı deryâlıktan uzaklaştırdı; Anadolu valisi ve İsmâil Kalesi seraskeri olarak görevlendirdi.
Hasan Paşa’nın kariyeri yalnız zaferlerden oluşmaz. Özi önündeki başarısızlık, donanmanın yapısal sorunlarının tamamen çözülemediğini ve yaşlı komutanın aynı anda hem deniz hem kara cephesinde ağır sorumluluklar taşıdığını gösterir.

Hasan Paşa’nın Yeniçeri Ocağı’ndan donanma komutanlığına ve sadrazamlığa uzanan kariyerindeki başlıca duraklar.
Sadrazamlığı Neden Bu Kadar Kısa Sürdü?
Hasan Paşa, İsmâil Kalesi önündeki Rus kuvvetlerine karşı başarı sağladıktan sonra 3 Aralık 1789’da sadrazam ve serdâr-ı ekrem tayin edildi. Yeni görevi masa başında değil, doğrudan cephedeydi.
Şumnu’daki ordu merkezine ulaştığında disiplinin yeniden kurulması için son derece sert tedbirler aldı. Savaşta ihmali görülenleri cezalandırması, çağdaşları ve sonraki tarihçiler tarafından hem kararlılık hem de aşırı sertlik örneği olarak değerlendirildi.
Sadrazamlığı yalnız üç ay yirmi sekiz gün sürdü. 30 Mart 1790’da Şumnu’da hastalanarak vefat etti. Bu nedenle uzun vadeli bir sadrazamlık programı uygulama fırsatı bulamadı; son günleri Osmanlı-Rus savaşının cephe düzeniyle geçti.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Gerçekten Aslanıyla mı Geziyordu?
Hasan Paşa, bugün en çok yanında bir aslanla tasvir edilir. Çeşme’deki anıtında da aslan figürü bulunur. Kuzey Afrika’dan getirdiği evcil bir aslanla dolaştığı anlatısı uzun süredir biyografisinin parçasıdır ve Avrupaî tasvirlerde de bu imgeye rastlanır.
Bununla birlikte popüler metinlerde anlatılan “aslanı her toplantıya götürür, düşman gemilerine onunla çıkardı” gibi ayrıntıların tamamı aynı güçte tarihî belgeye dayanmaz. Bu yüzden en doğru ifade şudur: Aslan, Hasan Paşa’yla güçlü biçimde özdeşleşmiş tarihî bir semboldür; ancak hikâyenin bütün ayrıntıları kesin biçimde doğrulanmış değildir.
Aslan motifi onun gözü pek, sert ve heybetli karakterini görselleştirdiği için zamanla gerçek biyografinin önüne geçmiştir.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Amerika’yı Vergiye mi Bağladı?
Hayır. İnternette sıkça tekrarlanan bu iddia, aynı veya benzer isimli iki farklı Hasan Paşa’nın karıştırılmasından doğar.
ABD ile Cezayir Dayılığı arasındaki barış ve dostluk antlaşması 5 Eylül 1795’te imzalandı. Cezayirli Gazi Hasan Paşa ise 30 Mart 1790’da, yani antlaşmadan yaklaşık beş buçuk yıl önce vefat etmişti. 1795 antlaşmasında adı geçen Cezayir Dayısı Hasan Paşa başka bir kişidir.
Üstelik antlaşmayı doğrudan “ABD, Osmanlı Devleti’ne vergi bağlandı” cümlesine indirgemek de hukukî ve siyasî bağlamı basitleştirir. Antlaşma, Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı’ya bağlı fakat önemli ölçüde özerk hareket eden Cezayir Naipliği arasında deniz güvenliği, esirler ve ödeme yükümlülükleri üzerine yapılmıştır.
Dolayısıyla Hasan Paşa’nın gerçek mirasını anlatmak için bu yanlış eşleştirmeye ihtiyaç yoktur. Onun tarihî önemi Çeşme sonrasında donanmanın yeniden teşkili, deniz eğitimi, Akdeniz ve Karadeniz harekâtları ile devlet yönetimindeki etkisidir.
Hayır Eserleri ve Kalyoncu Kışlası
Cezayirli Gazi Hasan Paşa askerî görevlerinin yanında çok sayıda hayır eseri yaptırdı ve vakıflar kurdu. İstanbul’da çeşmeler, cami, mektep ve Kalyoncu Kışlası; Vize, Limni, Sakız, İstanköy ve Rodos’ta dinî ve sosyal yapılar inşa ettirdi.
Çanakkale çevresindeki vakıfları ayrıca önemlidir. Nara Burnu’nda cami, tekke, hamam ve çeşmeler; Çanakkale şehir merkezinde ve Kilitbahir’de çeşmeler; Sultanhisarı çevresinde çeşitli yapılar yaptırdığı vakfiye kayıtlarından anlaşılır.
Kasımpaşa’daki Kalyoncu Kışlası ise hayır eseri olmanın ötesinde donanma teşkilatı bakımından işlevseldi. Dağınık yaşayan kalyoncu neferlerini düzenli bir yapıda toplamak, barınma ve disiplin sorunlarını birlikte çözmeye yönelikti.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Nasıl Öldü?
Hasan Paşa, sadrazam ve serdâr-ı ekrem olarak bulunduğu Şumnu’da hastalandı. TDV İslâm Ansiklopedisi vefat tarihini Hicrî 14 Receb 1204, Miladî 30 Mart 1790 olarak verir. Şumnu’da yaptırdığı Bektaşî tekkesine defnedildi.
Doğum yılı kesin olmadığından öldüğündeki yaşı da kesin hesaplanamaz. Bazı eski kaynaklarda seksen yaşını geçtiği yazılsa da 1713–1715 doğum kabulü yaklaşık 75–77 yaşa karşılık gelir. Bu fark, ilk yıllarına ilişkin kronolojinin belirsizliğini bir kez daha gösterir.
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Denizcilik Tarihindeki Önemi
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’yı önemli yapan beş temel unsur vardır:
- Çeşme felaketinde kişisel cesaret göstermesi: Kendi gemisindeki yakın muharebeden yaralı kurtulmuş ve boğaz savunması için hızla harekete geçmiştir.
- Limni’yi savunması: Osmanlı donanmasının ağır yenilgisinden hemen sonra stratejik bir adanın kaybını önlemiş ve “Gazi” unvanını almıştır.
- Donanmayı yeniden teşkil etmesi: Gemi inşası, tersane düzeni ve kalyoncu personelinin disiplini için çalışmıştır.
- Deniz eğitimini desteklemesi: Tersane Hendesehanesi’nden Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun’a uzanan sürecin başlıca idarî destekçilerinden olmuştur.
- Denizci kimliğini devlet yönetimine taşıması: Suriye, Mora, Mısır ve Karadeniz’de görev yaptıktan sonra sadrazamlığa kadar yükselmiştir.
Onun mirası kusursuz bir zafer hikâyesi değildir. Sert yönetimi, siyasî nüfuzu, Özi önündeki başarısızlık ve deniz reformlarının sınırlılıkları da değerlendirilmelidir. Tam da bu nedenle Hasan Paşa, 18. yüzyıl Osmanlı dünyasını anlamak için güçlü bir örnektir: Eski savaş geleneğiyle yeni teknik eğitim ihtiyacının aynı kişide buluştuğu bir dönem figürüdür.
Sıkça Sorulan Sorular
Cezayirli Gazi Hasan Paşa kimdir?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa nerelidir?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa ne zaman doğdu?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın aslanı var mıydı?
Çeşme Deniz Muharebesi’nde gemisini bilerek mi yaktı?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Amerika’yı vergiye bağladı mı?
Deniz Harp Okulu’nu Cezayirli Gazi Hasan Paşa mı kurdu?
Cezayirli Gazi Hasan Paşa nerede öldü?
Denizlerin Bilgi Feneri
YAZAR PROFİLİNİ GÖR